YUNANİSTAN VE TÜRKİYE ARASINDAKİ DENİZ GERGİNLİĞİNE BİR BAKIŞ

İlk etapta Lozan Antlaşması’ndan başlamak gerek. Çünkü Lozan Barış Antlaşması ile Ege Denizi karasuları için tesis edilen 3 mil, ilk olarak Yunanistan tarafından 1936 yılında 6 deniz miline çıkarılmış, sonrasında ise Türkiye tarafından, Yunanistan’ın 1964 yılında Kıbrıs sorunu ile başlayan Anadolu kıyılarına yakın adaları silahlandırması sebebiyle 6 deniz miline çıkarılmıştır.

YUNANİSTAN VE TÜRKİYE ARASINDAKİ DENİZ GERGİNLİĞİNE BİR BAKIŞ

İlk etapta Lozan Antlaşması’ndan başlamak gerek. Çünkü Lozan Barış Antlaşması ile Ege Denizi karasuları için tesis edilen 3 mil, ilk olarak Yunanistan tarafından 1936 yılında 6 deniz miline çıkarılmış, sonrasında ise Türkiye tarafından, Yunanistan’ın 1964 yılında Kıbrıs sorunu ile başlayan Anadolu kıyılarına yakın adaları silahlandırması sebebiyle 6 deniz miline çıkarılmıştır.

YUNANİSTAN VE TÜRKİYE ARASINDAKİ DENİZ GERGİNLİĞİNE BİR BAKIŞ
21 Eylül 2020 - 21:31 - Güncelleme: 21 Eylül 2020 - 21:37
Reklam
Reklam

Türkiye ile Yunanistan arasında geçmişten bu yana Ege veya Akdeniz üzerinden yaşanan karasularının genişliği, kıta sahanlığı, hava sahası, egemen topraklar üzerinde uçuş, antlaşmalara aykırı olarak adaların silahlandırılması, münhasır ekonomik bölge gibi pek çok sorun, iki ülke arasındaki ilişkileri etkileyerek savaş eşiğine kadar getirdiğinden sorunun daha iyi anlaşılması adına geçmişten günümüze doğru yaşanan sorunlara da değinerek bu meselenin ele alınması gerektiği kanaatindeyim. Bu yüzden ilk etapta Lozan Antlaşması’ndan başlamak gerek. Çünkü Lozan Barış Antlaşması ile Ege Denizi karasuları için tesis edilen 3 mil, ilk olarak Yunanistan tarafından 1936 yılında 6 deniz miline çıkarılmış, sonrasında ise Türkiye tarafından, Yunanistan’ın 1964 yılında Kıbrıs sorunu ile başlayan Anadolu kıyılarına yakın adaları silahlandırması sebebiyle 6 deniz miline çıkarılmıştır.(Yani şu anda, hem Türkiye hem de Yunanistan karasularının Ege Denizi’ndeki genişliği 6 deniz milidir.) Her iki taraf karasuları genişliğini böyle kabul etmişken Yunanistan’ın, 1974 Kıbrıs Harekatı’nda Ege Denizi’ndeki karasularını 12 deniz miline çıkarmak istemesiyle iki ülke arasındaki gerilimi yeniden tetiklemiştir. Bu durum 1982 yılında imzalanan Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) ile devam ederek günümüze kadar devam etmiştir.
BM DENİZ HUKUKU SÖZLEŞMESİ
Günümüzde denizlerdeki hukuk düzenini belirleyen uluslararası belge olan 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne karasularının azami genişliğinin 12 mil olmasına ilişkin madde, adalar, karalar ile kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge ile ilgili maddeler Türkiye’nin kabul edebileceği maddeler olmadığından Türkiye, bu sözleşmeye taraf değildir. Ancak Sözleşme'nin birçok maddesi teamül hukuk kuralı niteliği kazandığından sözleşmeye taraf olmayan devletlerden biri olan Türkiye için, bu sözleşme bir nevi geçerli hale gelmiştir. Bu yüzden Deniz Hukuku Sözleşmesi’nde bahsi geçen bu kavramları ve bu kavramların içeriği hakkında bilgi sahibi olmamız gerekecektir.
Adalar: Bir ada, sularla çevrili olan ve sular yükseldiğinde su üstünde kalan, doğal olarak meydana gelmiş bir kara parçasıdır. İnsanların oturmasına elverişli olmayan veya kendilerine özgü¸ ekonomik bir yaşamı bulunmayan kayalıkların münhasır ekonomik bölgeleri veya kıta sahanlıkları olmayacaktır.
Münhasır Ekonomik Bölge: Münhasır ekonomik bölge, karasularının ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren 200 deniz milinin ötesine uzanmayacaktır. Münhasır ekonomik bölgede, sahili bulunsun veya bulunmasın, bütün devletler,  seyrüsefer serbestliği ile uçuş serbestliğinden ve denizaltı kabloları ve petrol boruları döşeme serbestliğinden; keza, bu serbestliklerin kullanımına ilişkin olarak, özellikle gemilerin, uçakların ve denizaltı kabloları ve petrol borularının işletilmesinde, denizin uluslararası diğer yasal amaçlarla kullanılması serbestliğinden bu Sözleşmenin diğer hükümleri ile bağdaşır bir şekilde yararlanırlar. Münhasır ekonomik bölgede devletler, bu Sözleşme uyarınca haklarını kullanırken ve yükümlülüklerini yerine getirirken, sahildar devletin haklarını ve yükümlülüklerini gerektiği şekilde göz önünde bulunduracaklardır.
Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması: Kıyıları karşılıklı olan devletlerin kıta sahanlıkları ya da ekonomik bölgeleri çakışıyor ise, bir sınırlandırma sorunu ortaya çıkar. Böyle durumlarda, hiçbir devlet tek yanlı olarak deniz yetki alanlarının sınırlarını belirleyemez. Sınırların kıyıdaş devletler arasında anlaşma ile belirlenmesi gerekir.
DOĞU AKDENİZ SORUNU
Yunanistan, Türkiye’nin taraf olmadığı bu sözleşmeyi yürürlüğe koyarak Ege’deki akarsularını 12 deniz miline çıkarma hakkını saklı tuttuğundan Yunanistan’ın karasularını 12 deniz miline çıkarması durumunda Ege Denizi’nde sahip olduğu %40 oranını, %70’e yükseltmektedir. Bu durumun farkında olan Yunanistan, Türkiye'nin Mısır, Libya İsrail ve Suriye ile yaşadığı sorunlar, KKTC ile Kıbrıs Rum Yönetimi’nin meşruluğu konusundaki sıkıntılar, Akdeniz'deki petrol rezervlerinin araştırılması ve işletilmesine ilişkin çalışmalar da göz önünde bulundurulduğunda Doğu Akdeniz Sorunu’nu kendi lehine çevirerek karasulardaki egemenlik hakkını genişletip kendine pay çıkarmak isteyecektir. Bu yüzden her iki ülkenin de bu soruna bir çözüm bulması gerekiyor. Bunun için de ya deniz yetki alanlarıyla ilgili tek yanlı savlarını ve eylemlerini sürdürüp belirli aralarla savaş tehlikesiyle karşı karşıya gelip belki de sonunda savaşa girecekler ya da görüşmelerle bu soruna bir çözüm bulup, anlaşılamayan noktalarda Uluslararası Adalet Divanı’na başvuracaklar.  Ancak Uluslararası Adalet Divanı’nın hakkaniyetli bir karar vereceğinden şüphe duyduğumuzdan ve herhangi bir savaşın bu zamana kadar hiçbir sorunu çözemediğini tecrübe ettiğimizden en iyi yolun, (devletlerin tek yanlı iddialarının hukuken bir geçerliliği olmadığı için) her iki devletin bu anlaşmazlığı masa başında barışçı yollarla çözmeye çalışması olduğu kanaatindeyim.
 Yazarın diğer yazılarına ulaşmak için tıklayın

Bu haber 1223 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum