En Doğal Spor Doğa Sporlarıdır
Yavuz Yılmaz

Yavuz Yılmaz

En Doğal Spor Doğa Sporlarıdır

15 Ekim 2018 - 12:12

Şimdi kendi kendinize bu nasıl bir yazı başlığı diye soracaksınız. Biraz moda tabir doğal, biraz daha entel tanımı naturel, oldukça popüler, medyatik bir tabir. Hepimiz hayatımızda bu tabiri oldukça sık kullanıyoruz. Doğal diye tanımlanan gıdalara, giyeceklere oldukça fazla ilgi gösteriyoruz. Doğal gıdaların olduğu bir alış veriş ortamı yada yetiştirebileceğimiz düşüncesi bizi oldukça cezbediyor. Bir çoğumuz emekliliğimizde böyle bir bahçenin, üretimin yada yaşantının hayalini kuruyoruz. Bu kulağa bile hoş geliyor. Kara kovan balları, hormonsuz domatesler katkısız ekmekler, yumurtalar vs.

 

                            Bu kadar doğallığı talep eden insanoğlu acaba kendisi ne kadar doğal, bu kadar doğallığı hak ediyor mu? yada bu kadar doğal materyalin kendisi doğal olmaktan çok uzak insana alerjik tesir yapmaz mı? Doğallığı talep eden insanın önce bedeni, ruhu, aklı ne kadar doğal, doğanın bir parçası olmak doğayı sevmek, onunla bütünleşmek ve ona karşı sevgi, şefkat ve bağlılık gerektirir. doğada olma arzunuz, temiz bir havayı soluma duygunuz, yıldızlara özlem arzunuzun olmasını gerektirir. Düşlerinizde bile yıldız göremiyorsanız, yada epey zamandır dünyevi sorunlarızla uğraşırken gökyüzüne hiç bakmamışsanız ve bu eksikliğin farkında değilseniz, yediğiniz naturel yumurtalar, domatesler, ballar, yağlar sizi kurtarmayacaktır. Kas gücünüz, kan değerleriniz, iskelet yapınız, ciğerlerinizin sağlığı, solunum kapasiteniz, ruhsal durumunuz doğallıktan uzaksa böyle bir insanın kendisini sorgulaması gerekir. İnsan diğer tüm canlılar gibi doğanın bir parçasıdır. olması gereken doğanın içinde olmaktır. Tırtıldan korkmayan çocuklar, ateş yakabilan, folluktan yumurta   toplayan, odun kıran, çocukken çamurla oynayan çocuklar doğanın parçası olmayı becermiş, akıl, ruh ve beden sağlığı yerinde çocuklardır.

 

                           Bizim jenerasyon çok iyi bilir, sabahtan akşama kadar kızak kayardık. Paçalarımız buz tutardı. O zaman ayakkabılarımız da şimdiki çocukların ayakkabıları kadar kaliteli de değildi. Yazın çamurun, toprağın içinde debelenirdik. Sonuçta daha az hasta olurduk, hele birde köyle bağlantınız varsa, derede, tepede, çayırda, bayırda oynar akşam sabaha kadar deliksiz uyur, sabaha kadar sağa sola debelenmeden, yattığınız tarafın üzerine yataktan kalkardınız.  Şimdi uyuma arzusu olmayan, gece saat birlere, ikilere kadar uyumayan anne babayı ifrit eden çocuklara bakınca suç onlarda mı acaba ? yoksa bu durum onların yaşadığı hayatın sonucu mu, suç bu çocukların değil, suçta değil, sonuç onların yaşadığı hayatın ortaya çıkardığı bir durum. Tabiki tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş yaptık, yapıyoruz, ancak bunlar tamamen doğadan kopmamızı gerektirmiyor. Çocuklarımızı, kendimizi, büyüklerimizi doğadan koparmak insanı kendisinden koparmakla eş anlamlıdır. Mümkün mertebe her fırsatta saatlerce büyük alış veriş merkezlerinde zaman kaybetmektense, kendi dünyamızın içine dönüş yapma fırsatı yakalamalıyız.

 

                             Doğanın bize ihtiyacı yok biz ona mecburuz. doğa dinamik bir süreçtir. Sürekli üretir. Onun içindeyken mevsimleri hisedersiniz, sonbaharı, kışı, ilkbaharı, yazı hissedersiniz. Şehir hayatında bu geçiş süreçlerinin farkında olamazsınız. çünkü yapraklar sabah süpürülür, kar temizlenir. ağaçların değişim sürecini gürültünün, patırtının içinde fark edemezsiniz. Bir çok cocuğun sabah horoz sesiyle güne başladığının anısı yoktur. Bir kuzunun dünyaya gelişine, emeklediğine, çayırların renkten renge dönüştüğüne kır çiçeklerinin görsel şölenine şahit olmuşluğu yoktur. yumurtayı market ve buzdolabında görmüştür. Ondan sonra ona ne kadar doğal olduğu belli olmayan ve bu iddia ile yedirdiğiniz yumurtaların bir katkısı olmayacaktır.

 

                           Babaannemin yetmişli yaşlarında köyde sabah tandırı yaktığı yüzlerce yufka açıp bunları yüzlerce ekmeğe dönüştürdüğü günleri, peşine onlarca insana kahvaltı hazırlayıp, öğlenleri kazanla yemek pişirdiği günleri, peşine onlarca kabı kacağı yıkadığını, ahırda hastalanan, ölmek üzere olan danayı, kimse olmadığı için  kendi bıçağı ile kesen cesaret ve beceri timsali babaannemi hatırlayıp, bu çalışkanlığının ödülü olarak yüzyedi yaşına kadar sağlıklı ve hastalıksız yaşayan bu insan, yüz beş yaşına kadar ayağını lavaboya kaldırıp beş vakit namazını aksatmadan kılan çalışkanlık ve insanlık timsali bir kadındır. Bu kadın lüks spor salonlarında ne step yaptı nede jimnastik, kilo sorunu ise hiç olmadı. Bugün kolejde en iyi okullarda okuyan kızlarımızla kıyasladığımda yağa yumurta  kıramayan bu kızlarımız hayatı ne kadar çözmüşler, diplomaları dışında hayata hangi pozitif değeri katmışlardır ki o diplomların içinde ana babalarının dersanelere, özel okullara, özel derslere ödediği yüksek meblağların katkısı onların alın terinin katkısından daha yüksektir.

 

                          Erkek çocuklarımızın durumu kızlarımızdan daha vahimdir. Böcek görünce saklanacak delik arayan, genç yaşlarında bile koskoca göbekleriyle yürümeye mecali olmayan, bir ailenin sorumluluğunu almayı bırakın kendi çoraplarını bile sabahları annelerinden isteyen bu evlatlarımıza da sadece diploma, teog, kpss, ygs, lys bilmem daha adını bilmediğimiz harflerden oluşan hedefler koyarsak emin olun o insanları birer dünya insanı, birer hayat  adamı ve mutlu bir birey yapmamızın imkanı yoktur.

 

                         Yapmamız gereken, içinde yaşadığımız dünyanın bir parçası olarak derhal bu dünyaya entegre olmak, doğayı korumak, sevmek, doğanın içinde olmak, odun kırmak, doğa yürüyüşleri yapmak, yıldızların altında patates közlemek, tırtılları, kelebekleri  komşumuz saymak, kuş sesleri ile güne uyanmak ve bunu gücümüzüm yettiği ölçüde sık sık yapmak, ne kilonuz olur, ne stresiniz, dağlarda özgürlükle tanışırsınız, rüzgarın ıslığını duyarsınız. doğanın gücünü tanır. Kendi gücünüzün sınırlarınızı öğrenirsiniz.

  Lütfen doğayla tanışın.

Bu yazı 1016 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
sanalbasin.com üyesidir