Reklam

Türk Sağlık Sen şube Başkanı Faruk Bulut'dan Basın açıklaması

5. Dönem Toplu Sözleşme görüşmeleri çerçevesinde görüşmelerini sürdüren Kamu Görevlileri Hakem Kurulu kararını verdi.

Türk Sağlık Sen şube Başkanı Faruk Bulut'dan Basın açıklaması

5. Dönem Toplu Sözleşme görüşmeleri çerçevesinde görüşmelerini sürdüren Kamu Görevlileri Hakem Kurulu kararını verdi.

Türk Sağlık Sen şube Başkanı Faruk Bulut'dan Basın açıklaması
03 Eylül 2019 - 15:25
Reklam

5. Dönem Toplu Sözleşme görüşmeleri çerçevesinde görüşmelerini sürdüren Kamu Görevlileri Hakem Kurulu kararını verdi. Verilen kararla Hakem Kurulu hükümetin teklifini onaylamış oldu. Buna göre, memur ve emeklilere 2020 yılı için yüzde 4+4, 2021 için ise yüzde 3+3 zam yapılması kesinleşti. Hakem kurulunda hükümet tarafından atanan üyelerin çoğunlukta olması Hükümetin teklifi dışında bu kuruldan başka bir karar çıkamayacağını en başından beri ortaya koymaktaydı. Bu kararla beraber en düşük memur maaşına 120 TL ortalama memur maaşına 160 TL’lik bir artışla, kamu görevlileri ekonomik darboğaza sokulmuş oldu. Bununla birlikte geçtiğimiz yıl gerçekleşen resmi enflasyon %20,3 oldu. 4 kişilik ailenin vaz geçemeyeceği, zorunlu harcama tutarı 1032 lira artmıştır. TÜİK’in açıklamasına göre yalnızca kiraya son bir yıl içinde gelen zam 100 lira. Ailenin aylık gıda harcamasına gelen zam ortalama 197 lira. Doğalgaza bir yıl içinde gelen zam %18,6. Elektriğe %34,8 zam yapılmış. Mutfak yangın yerine dönmüş, hem resmi rakamlar hem de yaptığımız hesaplar, memur ve emeklinin alım gücünün enflasyonun altında ezildiğini ortaya koymuştur.

 

 Toplu sözleşme masasında; sözleşmeli personelin kadroya geçirilmesi, 3600 ek gösterge, vergi dilimleri, yardımcı hizmetliler, bayram ikramiyesi, mülakatın kaldırılarak adil bir sistemin getirilmesi, emekli maaşlarının yükseltilmesi gibi tek bir konuyu dahi müzakereye açılmadı. Koskoca 21 günü heba edip, aileleriyle birlikte 20 milyon vatandaşımızın 2 yıllık geleceğinin şekilleneceği bu dönemi ekran karşısında şov yapma aracı haline getirilmiştir.

Kıymetli basın mensupları

Bu toplu sözleşme sürecinde üç konu kanayan bir yara olarak kendini göstermiştir.

     1-Toplu sözleşme masasının teşekkülü:  2012 yılından beri yaşadığımız tecrübeler, 4688 sayılı Kanun’a ilişkin çekincelerimizde ne denli haklı olduğumuzu bir kere daha ortaya koydu. Bu hali ile ve mevcut yetkili sendikaların bu tutumu ile toplu sözleşme görüşmelerinin kamu çalışanlarına somut kazanımlar sağlayacak bir yapısı bulunmuyor. Yetkili sendikaların dahi kendi hizmet kollarında bulunan memurlara ilişkin ücret pazarlığında söz hakları yok. Maaş zamları, yalnızca konfederasyon başkanının imzası ile karar altına alınabiliyor. Diğer sendika ve konfederasyonların karara itiraz etme hakkı da bulunmuyor. Dolayısıyla bu sistem milyonlarca çalışan, emekli ve yakınlarının kaderini yalnızca Bakan ve yetkili konfederasyon temsilcisi yani iki kişi üzerine kuruluyor. Bir konfederasyon düşünün ki, 420 bin üyesi var ama toplu sözleşme masasında imza yetkisi ve itiraz hakkı yok. Eğer katılımcı demokrasiden bahsedeceksek bunun kabul edilebilir bir tarafı yoktur. Bu yasa mevcut gereksinimlerden dolayı elden geçirilmeli ve yeniden düzenlenmelidir.

     2- Kamu görevlileri hakem kurulunun teşkili;  Çoğunluğu atanmışlardan oluşan bir Hakem Kurulu’nun objektif bir karar veremeyeceğine ilişkin kaygıların boşuna olmadığı görüldü. Bu toplu sözleşmede hakem kurulu hükümetin teklifini aynen kabul ederek kendi yapısını tartışmaya açmıştır.

     3-Tam bir fiyasko olarak sonuçlanan 5. Toplu sözleşme görüşmelerinin sorumlusu yetkili konfederasyondur. Süreci doğru düzgün yönetemeyen ve yirmi bir günü heba eden yetkili konfederasyon, hükümetin ilk teklifinden hemen sonra yaptığımız çağrıya cevap bile vermemiştir. Genel başkanımızın çağrısı çok açıktı. Eylem kararı alın biz de destekleyelim diyerek bu konudaki ısrarına rağmen yetkili konfederasyon sadece Ankara ile sınırlı olmak kaydı ile iki saatlik iş bırakma kararı almış ve sarı sendika olduğunu bir kez daha teyit etmiştir. Genel başkanımızın çağrısına doğru düzgün cevap verilebilseydi ve tüm yurtta en az bir günlük iş bırakma kararı alınabilseydi sonuç çok daha farklı olacaktı. Yapılan bu iş bırakma kararı ramazan ayında iftara kadar açlık grevine girmek gibi komik bir karar olmuştur. Toplu sözleşme masasında memurun sorunlarını bırakıp, kendi kasasını doldurmanın derdine düşen ve dayanışma aidatı isteyerek adalet ve etik anlayışın çok ötesinde bir tutum sergileyen bir sendika ile bu kadar yol alınabilmiştir. Umarım memur kardeşlerimiz kendi haklarının aranması konusunda gereğini yapacak ve yetkili sendikaya kırmızı kart gösterecektir.

Öyleyse bundan sonra yapılacak ilk iş, toplu sözleşme sürecini katılımcı ve sonuç alıcı bir noktaya taşımak olmalı. Toplu sözleşmede kamu görevlilerinin geniş bir şekilde temsil edilmesi, kamu görevlileri heyetinin çoğunluğuna bağlı bir imza sistemine geçilmesi, itiraz mekanizmalarının yeniden düzenlemesi olmazsa olmaz değişiklikler olarak karşımızda duruyor. Bunun yanında kamu görevlilerinin geneline ilişkin toplu sözleşme ile hizmet kolu toplu sözleşmelerinin birbirinden ayrılması ve Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nun da eşit temsile dayalı olarak yeniden yapılandırılması gerekiyor. Aksi halde bu sistem ve bu yetkili sendikalarla daha çok hayal kırıklıkları ve daha çok fiyaskolar yaşamamız kaçınılmaz görünüyor

Bu haber 694 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum