Reklam

BEKLEMENİN TARİHİ

Erzurum Söz Yazarlarından Avukat Fırat Özkurt,bu hafta kaleme aldığı yazısında önemli bir konuya değindi.

BEKLEMENİN TARİHİ

Erzurum Söz Yazarlarından Avukat Fırat Özkurt,bu hafta kaleme aldığı yazısında önemli bir konuya değindi.

BEKLEMENİN TARİHİ
11 Eylül 2020 - 22:49
Reklam

Bekliyoruz...

Bir cam kenarında, bir kapı eşiğinde, bir telefon başında bekliyoruz.

Gündüzleri doğacak olan Ay’ı, geceleri sabahın Güneş’ini bekliyoruz.

Kimi zaman ezelden beri yâri, kimi zaman bir dost elini bekliyoruz.

Dünden bugünü, bugünden yarını bekliyoruz.

Her saniye Allah'tan deva, kulundan vefa bekliyoruz...

(Aşkını Helal Et kitabı, Yazar: Huzeyfe Mücahid)

  Beklemek üzerine yazılan bu satırlara denk geldiğimde aklıma: “Acaba dünya üzerindeki herkes gerçekten bir şeyleri bekliyor mudur?” diye bir soru gelmişti. Üzerine biraz düşündükten ve araştırdıktan sonra zaman gerçeğinin olduğu bir yerde bu soruya “hayır” diye cevap vermek neredeyse imkânsızdı. Çünkü öğrenmiştim ki beklemek ile zaman ayrılmaz iki eş gibiydi. Zamanın olduğu yerde beklemek, beklemenin olduğu yerde zaman vardı ve böyle bir ilişkinin varlığı, ister istemez bu konuya olan ilgimi daha çok artırmıştı. İlgilendikçe de bu ilişki hakkında yeni şeyler öğrendim ve bu öğrendiğim şeylerden naçizane bir şeyler çıkararak sizinle paylaşmak istedim. Bu yüzden ilk etapta zamanın tanımı ve özellikleri, daha sonrasında ise bu ilişkinin gerekliliği hakkında bilgi verdikten sonra yazımı tamamlamak istiyorum.

 

ZAMAN-BEKLENTİ İLİŞKİSİ

   Zaman daima ileri doğru akan, engel tanımayan, sağa sola sapmadan bildiğini okuyan ve geçmişten geleceğe akmaya devam eden bir süreçtir.  Evren de bileği bükülemeyen, ne yaparsak yapalım mağlup edilemeyen, alternatifi olmayan kimi zaman acı kimi zaman korkutucu olan tek gerçektir ve bu gerçeğin göz ardı edilemeyeceği kanısına, daha önce zamana hâkim olmayı deneyerek ulaştık. Ama deneyimler bunun hiçbir zaman mümkün olamayacağını gösterince biz insanlar için geriye kalan tek şey, zaman gerçeğine adapte olup kendimizi zamanın akışına bırakmak oldu ve bu adaptasyonu sağlayabilmek adına çeşitli faaliyetlerde bulunarak günlük hayat içerisinde bir şeylerle meşgul olma veya bir şeyleri uğraş edinme yolunu bulduk. Bulduğumuz bu yol doğum ile ölüm arasına yayılmış ömür süreci için kolaylık sağlayacaktı ama bir eksiklik vardı. Bu eksiklik, günlük işlerin sürekliliği sağlamak ve verilen emeğin karşılığının da olması için bir şeylerle tatmin olmaktı. İşte tam bu noktada devreye beklentiler girdi ve canlılar olarak her yaptığımız şeyin karşılığını bir nevi ödül diyebileceğimiz beklentilerle gidermeye başladık. Yani para kazanma beklentisiyle çalışmak,  bir şeyler öğrenirim beklentisiyle kitap okumak, karnımızı doyurmak için yemeğin pişmesini beklemek gibi (örnekleri çoğaltabiliriz) beklentilerin vakti gelince karşılanacağı umudu, bizim için yaşam kaynağı oldu. Bunu da kimi zaman hedef-amaç kimi zaman zaaf kimi zamansa hayaller haline dönüşerek yaptı. Böylece zamanımızın büyük bir bölümünü alan beklentiler, ömür dediğimiz sürecin sağlıklı bir şekilde(çünkü beklentilerin, umutların tükendiği yerde hayata devam etmek zorlaşır) idamesi için olmazsa olmazlar arasına girerek hem zaman ile adaptasyonu sağladı hem de ömür sürecini yaşanabilir kıldı ve bu durum canlıların sahip olduğu yaşamı, yaşanabilir hale getirdiği için “beklemek” kavramını ekmek-su kadar önemli bir konuma ulaşmasını sağladı. Böyle bir konuma ulaşmış olması bu ilişkinin daha iyi anlaşılmasını zorunlu kılıyordu. Bu yüzden bilimde, sanatta farklı boyutlarda işlenerek beklemek üzerine çalışmalar yapıldı ve bu çalışmalardan biri ismini mitolojik dönemlerden alarak günümüze kadar ulaştı. Bu çalışmanın adı Pygmalion Etkisi’ydi.,

 

 

PYGMALİON(BEKLENTİ) ETKİSİ

   Pygmalion, ismini Yunan mitolojisindeki bir karakterden alır. Bu mite göre; bir heykeltıraş olan Pygmalion, hayalindeki kadının heykelini yapmaya karar verir. Bitirdiğinde Galatea adını verdiği heykel o kadar güzel olur ki, Pygmalion yaptığı bu heykele zaman geçtikçe âşık olur ama bu aşkın bir karşılığının mümkün olmadığı için tarifsiz bir acı yaşar. Bir gün aşk, bereket ve güzellik tanrıçası Afrodit adına yapılan bir davette Pygmalion, güzel heykelin canlanması için adaklar adar. Evine döndüğünde heykeli öper, heykelin sıcak ve canlı olduğunu fark eder. Adakları kabul olmuştur ve Pygmalion hayalindeki kadınla evlenir.

   Bu mitolojik hikâyede de görüldüğü üzere heykeltıraş çok istediği hayali için mücadele etmeyi, inanmayı bırakmadı ve sonucunda ise beklediği-istediği hayale kavuştu. O günden bugüne bu kavram ismini mitolojik dönemlerden alarak zamanla birçok bilim insanı tarafından geliştirildi ve özellikle psikoloji de “kendini gerçekleştiren kehanet” adıyla bilinen bir kavram oldu. Peki, neydi tam olarak Pygmalion Etkisi?

   Pygmalion etkisi, diğer insanların sizin hakkınızdaki beklentilerinin performansınızı etkilediğini öne süren kavramdır ve bu kavram, çevremizdeki kişilere nasıl olmaları-nasıl davranmaları gerektiğine dair beklentiler geliştirdiğimizde meydana çıkar. Örneğin yapılan bir deneyde IQ testi normal seviyelerde çıkan ve bu testin sonuçlarını bilmeyen öğrencilere, test sonuçlarının ortalamanın üzerinde olduğu söylenerek, bu öğrencilerin gelişimleri(başarı-anlama gibi) gözlenmeye çalışılmıştır ve belli bir zamandan sonra bu öğrencilerin gelişiminin diğer öğrencilere nazaran daha üst seviyelerde olduğu gözlenmiştir.

   Görüldüğü üzere mitolojik dönemlerden bugüne hep var olmuş ve yaşam denilen süreç devam ettikçe var olmaya devam edecek olan beklentiler, zamanla bizi şekillendirerek geleceğe taşıyan, yaşam denilen doğum ile ölüm arasındaki süreci sağlıklı bir şekilde ileriye taşımamıza yardımcı olan bir faktördür. Bu yüzden ister kendi beklentilerimiz olsun ister başkasının bizden beklentileri olsun yaşamın devam etmesi adına birçok şeyi yaparken beklentilerimiz olduğu için yaparız. Çünkü koca bir ömür zamanın dayanılmaz ağırlığını hissederek geçmez ve bu durum beklemeyi umut, amaç, yaşam kaynağı haline getirerek beklentilerin hep var olacağı ve beklemenin zaman kadar eski olduğu sonucuna götürür.

Bu haber 172 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum